|
Mukitoy
ilkbahar mevsimini çok seviyordu. Çünkü güneş açıyor, havalar
ısınıyordu. Mis kokulu çiçekler, kelebekler, kuşlar... İlkbahar
mevsiminde her yer çok güzel gözüküyordu. Ve tabi ki ilkbahar
mevsiminde yapılan gezilerin de bu mevsimi sevmesinde önemli bir rolü
vardı.
İlkbaharın gelmesi ile birlikte okulda hayvanat bahçesine bir gezi
düzenlenmişti. Mukitoy bu geziye gitmeyi çok istiyordu. Hemen geziye
katılmak istediğini öğretmenine söyledi. Öğretmeni,
-“Geziye katılmak için anne ve babanın iznini alman gerekiyor” dedi.
Bunun üzerine Mukitoy "Neden kendi kararlarımı kendim veremiyorum?"
diye düşündü.
Akşam eve geldiğinde okuldaki geziden anne ve babasına bahsetti ve
geziye gitmek için izin istedi. Anne ve babası Mukitoy'un okul gezisine
katılabileceğini söylediler. Çünkü okul gezilerinin Mukitoy'a yeni
bilgiler öğreteceğini biliyorlardı.
Mukitoy ertesi gün anne ve babasının doldurduğu izin belgesini
öğretmenine verdi. Öğretmeni önce izin belgelerini topladı, ardından da
gezide uyulması gereken kuralları anlattı.
-“Gezi otobüsüne sıra ile binmeli ve kemerlerinizi takmalısınız.
Öğretmeniniz ve arkadaşlarınızın yanından ayrılmamalısınız. Sırayı
bozmadan yürümelisiniz. Ayrıca hayvanların yanına yaklaşmamalı,
kafeslere uzaktan bakmalısınız.”
Mukitoy hemen:
-“Neden hayvanları sevemiyoruz?” diye sordu.
Öğretmeni:
-Çünkü bazı hayvanlar evcil, bazıları ise vahşidir. Evcil hayvanlar
insanlara zarar vermez...
Mukitoy araya girdi ve,
-"Kedi, köpek, tavşan, kuş gibi mi?" diye sordu.
Öğretmeni gülümsedi ve,
-"Evet" dedi ve devam etti, "Fakat bazı hayvanlarsa vahşi olurlar.
Ormanda yaşarlar. İnsanlara zarar verebilirler."
Mukitoy bu hayvanları belgesellerde izlemişti.
-"Aslan, yılan, kaplan, kartal gibi mi?" diye sordu bu kez.
Öğretmeni,
-"Evet" dedi.
*****************
Nihayet hayvanat bahçesine gidecekleri gün gelmişti. Herkes sıraya
girerek, otobüse bindi. Öğretmenlerinin de yardımıyla kemerlerini
bağladılar. Tıpkı arkadaşları gibi Mukitoy da çok heyecanlıydı.
Hayvanat bahçesine geldiklerinde otobüsten inerek, tekrar sıraya
girdiler.
Gördükleri ilk kafeste bir aslan vardı. Mukitoy, ormanlar kralını
uzaktan selamladı. Kralın parıl parıl parlayan, çok güzel bir yelesi
vardı. Ne kadar da heybetli görünüyordu. Aslan da Mukitoy ve
arkadaşlarını güçlü kükreyişiyle selamladı.
Aslanın yanındaki kafeste maymunlar vardı. Oradan oraya zıplıyor,
oyunlar oynuyorlardı. Mukitoy:
-“Sanırım yakalamaca oynuyorlar” dedi.
Öğretmeni gülümseyerek,
-“Evet, olabilir” dedi.
Bir sonra gördükleri hayvan ise zürafaydı. Gerçektende çok uzun
boyluydu. Mukitoy kendi kendine;
-“Bu zürafa çok süt içiyor olmalı” diye düşündü.
Biraz daha yürüdüler ve yeni bir kafesin önüne geldiler. Mukitoy,
kafeste bulunan bu hayvanı tanıyordu. Bu sevimli fil Şeker’di. Şeker
ile 3. yaş gününde, babasının ona hediye olarak aldığı kitapta
tanışmıştı.
-“Hey! Seni tanıyorum. Sen sevimli fil Şeker’sin” dedi.
Şeker de Mukitoy'u tanımışa benziyordu. Sevimli fil Şeker hortumunu
yukarı doğru kaldırarak Mukitoy ve arkadaşlarını selamladı.
Bu yerde sürenen hayvan, yılandı. Öğretmeni yılanın vahşi bir hayvan
olduğunu, ayrıca derisinden çeşitli giysi ve aksesuarlar yapıldığını
söyledi.
Bembeyaz tavşanlar, rengarenk tavus kuşları, su aygırları, zebralar,
atlar, kaplanlar, kedi ve köpekler... Mukitoy bütün bu hayvanları
yakından görüp, tanıdığı için çok mutluydu.
Zaman ne kadar da çabuk geçmişti. Öğretmeni gitme vaktinin geldiğini
söylediğinde herkes biraz üzülmüştü.
Mukitoy ve arkadaşları sıraya girerek otobüslere bindiler ve
kemerlerini bağladılar. Yol boyunca hayvanlarla ilgili şarkılar
söylediler.
Mukitoy akşam anne ve babasına gördüğü hayvanlardan bahsetti. Tüm bu
hayvanları anlatırken tıpkı onlar gibi davranıyor, seslerini
çıkarıyordu.
Anne ve babası, Mukitoy'un yeni bilgiler edindiğinde yaşadığı mutluluğu
görmekten dolayı çok mutluydular. Tabi ki Mukitoy da çok mutluydu.
|
|
|
|